Top ↑ | Archive | merak iyidir..
"Gitmeye, ama yaşamaya; dünyayı terk etmeye, ama var olmayı sürdürmeye kısacası, muammaları bir kenara bırakırsak, ne olursa olsun, elimden gelirse aya gitmeye karar vermiştim." Bu cümle her ne kadar Edgar Allen Poe nun bir hikayesinde geçiyor olsa da bana bazen çok mantıklı gelmiyor değil. Özellikle bu günlerde dünya yaşanılır olmaktan çıktı.

"Gitmeye, ama yaşamaya; dünyayı terk etmeye, ama var olmayı sürdürmeye kısacası, muammaları bir kenara bırakırsak, ne olursa olsun, elimden gelirse aya gitmeye karar vermiştim." Bu cümle her ne kadar Edgar Allen Poe nun bir hikayesinde geçiyor olsa da bana bazen çok mantıklı gelmiyor değil. Özellikle bu günlerde dünya yaşanılır olmaktan çıktı.

caviarsonoro:

The Cinematic Orchestra feat. Patrick Watson - To Build a Home

müzik de video da harika. ne diyim, çok iyi geldi.

sentetikorfe:

David Lanz - Painting the Sun

dün geceden beri kaçıncı dinleyişim bilmiyorum. bazı müzikler fazlaca güzeller.

kedidirokedi:

  • Empyrium - Dying Brokenhearted

yıllar geçti bazı şeylerin üzerinden; hatırlarken veya anlatırken 4 yıl önceydi diyorum, tam 5 yıl olmuş, 8 yıl geçti üzerinden. Büyüdükçe, yaşlandıkça hatıralarımızda uzaklaşıyor bizden, tozlanıp kayboluyorlar. bugün bahar temizliği havası var etrafta, hoş müziklerle eşlik ediyorum bende.

ben ismet özel den kaçtıkça bi şekilde karşıma çıkıyor. MFÖ nün “Agu” albümünü dinlerken bu şarkıyı bi kaç kez tekrar dinledim. şarkının sözlerine bi bakayım deyince de şarkının nakarat kısmının ismet özel in Tahrik Şiiri nden alındığını öğrendim. 

eğer ismet özel i popüler kültürün heyecanına kapıldığı için okuyanlar bir gün biterse bende erbain i alıp okurum.

t-stop:

二十一秋
四気

「しん」

hayatımda gördüğüm en zarif şey olabilirsin.

kaset çalan bir radyom varmış, sabah kalkınca başlatmışım müziği. müzik ağır ağır ilerlerken ben hazırlanmışım yavaş yavaş. çok uzaklara gidecekmiş gibi kenarları aşınmış eski bir çantanın içine yerdeki bir iki kitabı koymuşum. rengi güneş görmekten sararmaya başlamış, cepleri delik haki yeşili ceketimi yorgun omuzlarıma geçirmişim. evden çıkmadan saksıdaki çiçekleri sulamış, perdeleri ve pencereleri açmış, anahtarı odadaki masanın üzerinde selamlayıp yavaşça çıkmışım. 

yürümüşüm bir boy ağaçların altından yol bulup. bulutlar benden önce varacakmış gibi süzülmüşler sessizce, kuşlar yollarını kaybeden küçük çocuklar gibi koşmuşlar yanımdan. ta ki ikindi kızılı görünene kadar yokuşlardan tırmanmışım. yetişmek için tüm aylak planlarıma nefes nefese kalmış yorgun bedenim. güneşin ak göklerden koyu karanlıklara teslim oluşunu izlemişim.

sonrası yok. ikindide kalmış zaman. akşam ezanını beklemiş durmuşum.

kimi şehri terk etmek için şarkı yapar, kimi de bunu sadece şarkılardan dinler.

sihirli değnekler, mucizeler beklediğimiz, ah hayallere boğduğumuz sıradan ve sakin hayatlarımız.. 

But Oh the journey’s been long I’ve learned and I’ve lost on the way 

Go and be who you are shine like the sun on the stars 

sınavlarım ve okuyacak bunca makalem varken bana “gitmelisin” diyen şarkılar, iyi ki kulaklarımdasınız.

siyahın beyaz, beyazın siyah olamamasının sancısı veya rüyası.